Yapay zekânın eğitim ve gelecek nesil için ne anlama geldiğini keşfetmek
Yazan: Paul Nyhan, Microsoft yazarı
Yapay zekâ çalışma, yaşama ve öğrenme biçimlerimizi dönüştürürken, yükseköğretimin yalnızca bir oyuncu olmaktan öteye geçerek bu dönüşüme liderlik etmesi gerekiyor.
Yükseköğretimin, gelecek nesli yapay zekâ ile yeniden şekillenen bir dünyaya hazırlarken bir denge kurması şart. Eğitim kurumlarının bir yandan öğrencilere yeni ve gerekli yapay zekâ becerilerini edinmeleri için destek olurken, diğer yandan yüzyıllardır gençlerin yolunu aydınatan eleştirel düşünme, iletişim ve insani değerlerin geliştirilmesi gibi unsurlara da sadık kalması ve tüm bunları hızlı bir şekilde yapması bekleniyor.
Bunlar, Microsoft’un Yapay Zekâ Ekonomisi Enstitüsü’nün lideri ve şirketin AI for Good Lab’inin direktörü olan Juan M. Lavista Ferres’in yazdığı yeni bir kitap olan “Degrees of Change: What AI Means for Education and the Next Generation”dan çıkan temel mesajlar.
Lavista Ferres, “İlk olarak, insanları yapay zekâyı etkili şekilde kullanmaları için gerekli becerilerle donatmalıyız. Bu, yapay zekânın yaygın biçimde benimsenmesini sağlamak için kritik bir adım. İkinci olarak ve daha derin bir şekilde, yapay zekânın eğitimin tamamını nasıl yeniden şekillendirdiğini anlamalıyız” diyor.
Ferres ve kitaba katkıda bulunan düzinelerce yazar ve akademisyen, yükseköğretimin yapay zekâ çağında nasıl ve neden liderlik etmesi gerektiğini dört başlıkta açıklıyor:
Yapay zekâ okuryazarlığı artık seçime bağlı değil, temel bir gereklilik
Yapay zekâ, fatura ödemekten toplu taşıma araçlarına binmeye kadar her konuda daha sık kullanılarak insanlara yardımcı oluyor. Bu da kolejlerin ve üniversitelerin öğrencilere teknik yapay zekâ becerilerini öğretmesi gerektiği anlamına geliyor; çünkü yapay zekâ okuryazarlığının ve yetkinliğinin, en nihayetinde hem iş hem de gündelik yaşam için zorunlu bir unsura dönüşeceği kesin. İş piyasası bu gerçeği şimdiden açıkça gösteriyor; ilk veriler, yapay zekâ yetkinliğinin halihazırda %23’lük bir ücret primine sahip olduğunu ortaya koyuyor.
Bu öğrenme sürecinin ayakları yere basan bir vizyon ile yürütülmesi elzem. Yapay zekâ okuryazarlığının, kurumlarda verilen eğitimin ve müfredatın içine yerleştirilmesi; bu müfredatın, etik muhakeme, sorunları parçalara ayırma ve analiz etme, iletişim ve iş birliği gibi yükseköğretimin temel yetkinliklerine dayanmaya devam etmesi gerekiyor. Bu noktada eğitmenler, yapay zekâ ekonomisinin ön cephesinde yer alan neferler olarak büyük önem taşıyor.
Yükseköğretim yapay zekâya hızla uyum sağlamalı ve misyonuna sadık kalmalı
Yapay zekâ rutin görevleri hızlandırır ve insanların sorun çözme biçimlerini yeniden şekillendirirken, insan iradesinin yükseköğretimin merkezinde kalması şart. Eğitimcilerin, üretken yapay zekâyı derslere, eğitimlere ve altyapılara bilinçli bir şekilde entegre ederken kurumların uzun süredir uygulamakta olduğu misyona zarar vermekten kaçınması da son derece önemli. Aynı derecede önem taşıyan bir diğer konu da okulların müfredata yapay zekâ becerilerini ve etik okuryazarlığını entegre ederken daha hızlı hareket etmesi ve kapsamlı yapay zekâ eğitimini tüm öğrenciler için erişilebilir hale getirmesi.
Okuryazarlık iki yönlüdür
Yazılımcıların yapay zekânın toplum üzerindeki etkisini ve etik kaygıları anlaması önemli. Öte yandan eğitimcilerin, politika yapıcıların ve toplumun da yapay zekânın nasıl çalıştığını öğrenmesi gerekiyor. Bu alandaki başarı, her grubun diğerinin yaptığı işi anladığı çift yönlü bir okuryazarlığa bağlı.
Bu vizyonun getirisi çok büyük; hareketsizliğin bedeli ise ağır olacak. Rutin işleri yapay zekâya devrederek denetime, yaratıcı işlere ve karmaşık değerlendirmelere odaklanan çalışanlar, sorumlu inovasyona liderlik edecekler. Ancak çift yönlü okuryazarlığın gelişemediği bir ortamda regülasyon ve benimseme hızının düşük kalması ve ilerlemenin sekteye uğraması da maalesef kaçınılmaz.
Profesörler ve dekanlar bunu tek başına yapamaz
Yapay zekâ çağında başarı, üniversitelerin, sektörün ve politika yapıcıların birlikte çalışmasına bağlı. Bu iş birliği içinde, öğretim üyelerinin ve kurumların, yapay zekâ çağının ön saflarında yer alan öğrencileri destekleyerek lider bir rol üstlenmesi gerekiyor. Bunun için akademik çevikliğe duyulan ihtiyacın, mezunları bugüne ve geleceğe kapsamlı şekilde hazırlama misyonuyla dengelenmesi şart.
Bu da, yükseköğretim kurumlarının işverenler tarafından tanınacak yapay zekâ teknik yeterlilikleri için net standartlar belirlemesi; yapay zekâ becerilerini derslere entegre etmek için gerekli finansal ve yapısal desteği sağlaması ve farklı özelliklere sahip öğrenciler için kapsayıcılık ile erişilebilirliği güvence altına alması anlamına geliyor.
“Degrees of Change: What AI Means for Education and the Next Generation” kitabı Wiley’den ve çevrimiçi kitap satıcılarından şu anda temin edilebilir.